1- Bu hafta Ulusal Kitap Haftası. Kural şu: En yakınındaki kitabı al. 56. sayfaya git ve 5. cümleyi Facebook veya Twitter profilinde paylaş. Kitabın ismini verme.
2- En sevdiğin kitap veya yazar ismini veya her ikisini birden #ulusalkitaphaftasi etiketi ile Twitter üzerinden paylaş. ...
3- Beğendiğin bir kitap kapağını Facebook veya Twitter üzerinde profil fotoğrafı yap.
4- Bu hafta hayatında senin için en değerli olduğunu düşündüğün dostuna beğendiğin bir kitabı hediye et.
Her türlü yeni fikre açığız ve yeni fikirler geldikçe maddelere eklenecektir :)
Twitter üzerinden #ulusalkitaphaftasi etiketini kullanıyoruz.
Gitmek cesaret ister ufaklık
Gidecegin yer neresi olursa olsun
Sevdiklerinle arana mesefe girince
Varış yerinin hiç bir anlamı kalmaz.
Vedalaşmakta zor iştir biliyo musun ?
Oturursun geminin kıçına.
Bakarsın sevdiklerine gittikçe ufalırlar ufalırlar kaybolurlar
O zaman anlarsın işte
Vedaşalmak asıl kalana değil gidene koyar.
100 defa söyledim sana hüzünlü değilim, mizacım böyle.
Bak şarabımla beraberim.
Çocukluğumdan beri hayaller kuruyorum
Şarabımdan Ayrılmadan hemde.
Ben şarabımdan Ayrılmıyorum.
O da bana bunca gidene rağmen hala hayal kurdurtmaya devam ediyor.
Ne olmuş yani büyük adam olamadıksa?
Hayallerimizi satmadık ya ?..
'Rina' adlı filmden bir sahne,şu yukardaki yazı şiirsel ve çok beğendiğim için yayınlıyorum.
Ayrıca film eski ama harika,internet üzerinden izleme şansınız varsa kaçırmayın derim :)
Karamsar bir gecenin koynundayım.
Boynumdan aşağı akarken bir mevsimin gözyaşları,
Dilimde dönen her mısra,
Dudağımı yalan her türkü ağıttır şimdi sana..
Oysa,
Gözlerinin kara'sallığında salıncak kurup saklayacaktık düşlerimizi..
Hani biz,
Saçlarından yakalayacaktık baharı
Başka bahara kaldı filizlenmemiş tomurcuk düşler..
Şimdi söyle bana
Bu mu sevda dedikleri yalan?
Susma !
Söyle !
Biz miydik bu adi yalana kanan?
Betül B. Aslaner :
Ya da ben miydim her gülüşünü düş sanan?
Adını "yar" diye anan ben miydim?
Ya korla ısınıp külde yanan?
İnan sevda dediğin;alnıma is,yüz karam !
Yitik aşkın ihaneti bedenimi saran ...
Sevda dediğin,geçen gün gibi;verilmiş sadakası olmayan ...
Sevap gibi , sol meleğin kaleme aldığı ...
ve sevda dediğin;
güneş gibi batmasına ramak kalan ...
Ferhat Can :
Ah yar..
Yoksun ya,
Kirpiklerinde eridi tüm zaman kipleri..
Ne vakit gözlerinle cenge tutuşsa ölümün son neferi,
Kesilir nefesi..
Hevesi çalınmış bir çocuk olurum gözlerinin galibiyetinde..
Mağlup bir sevdanın hırsını taşıyorum heybemde
Heybeden yaşıyorum hayatı
Sevda dediğin,
gözlerinin izbesinde kaybolmaktı ...
Ram olmaktı olmayacak duamın öznesine..
Şimdi anlat bana;
Neydi bu sevda dedikleri illet?
Neydi bu zulümden azılı bela eziyet?
Betül B. Aslaner :
Geçen dünün hırsını aldım bugün ...
Biraz daha fazla,
Az daha düşüyordu
Takvimden bir yaprak daha ...
Sevda dediğim;can kırıkları üstünde koşar adım ...
Tek isteğimdi alyansımda adın ...
.. ve Sen sakar !
Düşürdün sevdayı dilinden
Berceste gözlerinden ..
Ben arsız berdar
Son sözümde öz dileğim;gel kurtar!
Hangi günah sarsar defterimi sen kadar?
Bu mu sevda dedikleri zillet?
Ben miyim zelil ?
Ferhat Can :
Şimdi bu şiir içimdeki kıyamete en büyük delil..
Şunu bil sevgili..
Kendimle verdiğim savaşa ne uhud şahit oldu ne bedir..
Şimdi cihat ilan etsem gözlerinde,
Bilirim !!
Sonum musalladan bozma tahta bir sedir..
Hala susuyorsun !!
Söyle şimdi..
Bu sevda dedikleri NEDİR ??
Betül B. Aslaner :
Sevdam zer misal ağırlığınca,
Ben nabina aşka.
Kaç renk kardelen tomurcuklansın basacağın toprağın kursağında?
En deli rüzgar bağımda ...
Ne geçiyor,ne bitiyor ömür dediğin.
Bana ne Nisan'ın Aralığından , Kışın Baharından ...
Bu evde her mevsim düşer takvimden yaprak ...
..ve sorar hesabını üç yüz altmış beş gün , altı saatten.
Kıpırtısız bir güz daha geçiyor bak
Yalnızca yol kenarında biriken kuru yaprakların hışırtısı ,
Bir de arka fonda tüten ağır bir nakarat ...
Şimdi bu yalan diline mi kalbine mi dolanır bilmiyorum ama;
Bu mu sevda?
Bu nasıl aşk?
Bu hasret bana belki de tuzak.
Ölümü bile göze aldım,
Geliyorum sana çırılçıplak ...
Şiir : Ferhat Can & Betül Aslaner
Dipnot'cuk : ''Bu mu sevda'' isimli şarkıdan yola çıkılarak yazılmıştır , çok severim . Şarkıyı da yukardaki videodan dinleyebilirsiniz :)
Sesime gel;
Duvarları imgelerinle süslenmiş bir şiirden yazıyorum bu satırları sana
Gözlerinden bir tutam mavi çaldığım için atıldım ben bu şiire
Bakışlarım gözlerine prangalı, saçların kelepçe misali bileklerimde...
Sensizliğe hüküm giymiş bir suçlu suretim,
Sürgün yediğim şiirlerde
Sana seni yazarak aşıyorum korkularımı,
Söyle, hangi ceza yokluğunun eline su dökebilir?
Ve hangi işkence acıtabilir sensizlik kadar?
Düşün sensiz aldığım bir nefes bin kırbaç sırtımda,
Dört duvar arasında tek ses ben,
Korkmuyorum karanlıktan ama ışık yoksa gözlerini göremem!
Söyle hangi mahkum, celladına aşık olur?
Boğazımda idam düğümü, sorsan son dileği;
Yağ derim; makberime yağ!
Dön kefenim, dön kabrimin siftah yağmuru!
Beraat sen, özgürlük sen
Aşkta kanun yok, adalet yok!
Affıma ferman gel,
Af çıkmıyor suçuma!
Rastgele atıldım dünya toprağına ben küçücük bir tohum
Yalnızlığa kök saldım
Her gidişinde bir bitiş,
Gel kurudu gönül selim!
Bak ömrümü adadığım;
"Benden sonra..." diye başladığın cümleler devrik.
Bende "senden sonrası" diye bir şey yok.
Ya varsın, ya ben yarım; ya sen bir yar'sın, ya ölürüm yarın!
Şiir : İsmail Usluer & Betül Aslaner
Yorum:Ali Kırdudu ( Radyocu,Yazar)
Puslu gecenin en koyu karasında,
Tek adım atmaya cesaretim yokken sevdim ben seni…
Bakmalara doyamadığım kör bir resim,
Dudaklarıma yapışan sağır bir şarkının nakaratı gibi…
Sabah ezanıyla eş vakitli üstüme örtülen sıcacık uykuyu;
Uyur gibi…
Topraktan yağmuru esirgercesine, tek damlanı şehir vermeden sevdim…
Ben seni bin bir çiçekten bal çalıp, zehir yüklü orman gülü mor sümbüle müptela olan arılarca,
Papatya falında son yaprağa bağladığım umutlarca sevdim…
Kara kışta sobalı oda, misafir çocuklarına vermek istemediğim en sağlam oyuncağım,
Öğrenci evinde yaprak sarması gibi sevdim…
İki bayram arası sevdim ben seni;
Sen başkalarının acılarına ‘şeker’ oldun, ben sana ‘kurban’…
Sen; her ilk bahar binbir meyve veren toprak,
Ben; cılız bitki örtüsü…
Sen; tatlı-tuzlu suyu karıştırmayan mucize okyanus,
Ben; kurumaya yüz tutmuş nehir…
Ben; pasaklı sokak çocuğu,
Sen; annenin ‘ilk göz ağrısı’
Ben; bir çiftçi gönül tarlasında,
Sen; hasatını gözlediğim bahçeme ‘beklenmeyen vurgun’…
Ben senin bastığın yere toprak,
Gittiğin uzağa yol,
Döndüğünde açık kapı…
Sen; hiç gelmeyenim.
Ben seni, öyle sevdim…
hastane önlerinde sana benzeyen onca suret
acaba sen misin diyorum senin olmadığını unutarak
boğazıma düğümlenen kelimeleri keserek serbest bırakıyorum
gözyaşlarıma tasma takıyorum
zaptetmek çok güç gamze bahçelerimde
neden hala hayattayım diye düşünüyorum bir an
yalnızlığın kanımı neden emmediğini
yaşamayı farz kılman geliyor aklıma
hemen ardından yanaklarım ıslanıyor
oysa sen ağlamayı haram kılmamışmıydın bana
şimdi neden yaşamak haram ağlamak farz oluyor
şakaklarıma kadar işliyor hüzün
önümdeki meze bir şairin kaleminden dökülen kelimeler kadar şehvetli
bir bardakta karşıya koyuyorum sensizliğinle konuşarak
bekle beni sevgilim
gözyaşlarımı yollarına sermeye geliyorum
Gözlerinin ziyasından renk değitiren denizlerin kokusunu çekiyorum genzime..
İstanbul'da,
Üsküdar İskelesi'nde...
Birlikte yediğimiz simidin susamını saklıyorum dişimin kovuğunda.
Gözlerini yumduğunda bir yıldız düşüyor avuçlarıma..
...Ceviz kabuğunu doldurmayacak sebeplerden bu şehre küsüyorsun
Ve bu şehrin gündüzleri gecelerini kusuyor üzerime..
Sen gidiyorsun,
Bu şehrin masalları da değişiyor..
Devran dönüyor,
Karınca da Ağustos Böceği'ne muhtaç oluyor..
Biliyor musun ?
Sen gideli beri
Başçavuşun beygiri bile rütbe atladı.
O artrık orgeneralin beygiri..!!
Kışa veda eden bir ilkbahar arefesinde
Martılarla kavgaya tutuşuyor şiirim..
Heybemden birkaç ayrılık sözcüğü daha atıyorum..
Boğaza nazır,
Nasırlı bir iç çekişin dışında dönüyor dünya..
İstiklal caddesinde,
Anonim bir şarkının güftesinde,
Sokak şarkıcısının küflü nefesinde geçiyor adın.
Benim adımsa Yüksel Bakkal'ın veresiye defterinde..
Annemin,
Evimizin pencerelerine astığı ''beyaz perde''den seyrediyorum Arnavutköy'ün hazin öyküsünü.
Devir değişiyor biliyorum.
Ama unutmuyorum,
Aşık Veysel'in,
Neşet Ertaş'ın türküsünü...
Şimdi mızrap saza küs,
Mevsimler yaza..
İbresi sensizliğe vuruyor zamanın.
Amansız bir kehanet beliriyor suretinde sokak çocuklarının
Apansız gelişinin sessiz kıyametiyle diriliyor AŞK..
Ve ben sözlükten rehnedilmiş bir sözcük gibi,
Kendi yağımda kavruluyorum..
Teması sensizliğe kertilmiş bir şiirin yamalı dizeleriyle sesleniyorum şimdi sana.
Bir başkasınınkinden büyük veya küçük değil sevdam..
Neye göre derecelendirilebilir ki aşk,
Bir gönül gerçekten sevmişse eğer..
Ederini bulamıyorsa bir insana verdiğimiz değer,
Bilmiyordum.!!
Kendimizi bir şiirin içinde harf harf bölmek gerekirmiş meğer..
Çok geniş bir repertuara sahibim dünyaya savuracağım küfürler için.
İçinde koca bir şeriat hüküm sürüyor gözlerinin..
Şeriatın kestiği parmakla bu aşka tekbir getiriyorum..
Sonrası mı?
Sonrası arabesk bir şarkının nakaratı dolanıyor dilime..
'' Tek bir dileğim var mutlu ol yeter..'' diye..
Şimdi sen,
Mezhebi meşrebine uymayan aşklardan sor beni.
En soyut düşüncenin en kuytusuna sürr..
Bul beni bir daha kaybetmeyecek şekilde..
Hiçbir aşkın tanık olmadığı bir biçimde sev ki beni,
Bende dokunuşşlarınla abdest alabileyim,
BİR İĞNE DELİĞİ YER KALMAYACAK ŞEKİLDE...
Gittin mi Alaz'ım ?
Kirpiklerinde salıncak kurduğumuz çocukları alıpta mı gittin ?
Ben seni yere göğe sığdıramazdım , sen benim üstüme basıpta mı geçtin ?
Söyle ; ne zaman başladın , ne zaman bittin ?
Zaten geç kalmıştın , bir de erken gittin .....
Canıma tak ettin ayrılık , inan yettin !
Sen zaten esirgedin sevdanı , ben de hasretlere esir kaldım ..
Kopan yerinden sımsıkı düğümlediğim aşkı ,
Sen acımadın kestin ...
Buz kesilmiş yüreğim titrerken
Ah hoyratım birde sen estin ...
Sevgiydi gölgemi aşan ..
Sen şimdi hiç olmamış yaşan ...
Öl,diril,yat,kalk ...
Sen layık değildin tek damla aşka ,
Çölde yağmuru sana kim yağdıracak benden başka ?
Gittin mi Alaz'ım ? Gittin mi ?
Ben gözbebeklerinin üveyi .. .
Yum gözlerini uyusun yavrularımız … Mutluluğun doğarken aldığı ilk nefes senmişsin
Seni yamamış sol yanına ve senmişsin ilk adımlarını gören …
Okumayı sökmüşsün ilk hecelediğin ‘ayrılık’ olmuş …
Aferin .. Peki aldın mı kırmızı kurdeleni ? Taktın mı yakana gururla …
Sen benim hiçbir zaman üzerime tam uymayan sevinçlerim …
Seneye de giyerim diye bol almışım hasretleri …
Sevgi döşediğim huzur evime , harabeyi sıfat düşen senmişsin …
Beni bu sevdaya hor gören ; senmişsin …
Benim masallarımın sonu mesut biterdi ,
Prensesi kuleye mahkum eden senmişsin.
Ellerim ceplerimde koşarken cennetin arka bahçelerinde ,
Takılıp düştüğüm tümsek senmişsin …
Çöl ortasında tenimi kavuran güneşten kaçıp ,
Kaçamak pustuğum göz kapakları seninmiş …
Beni kış bilmişsin ,
Ben senden geçince cemre düşmüş her bir zerrene …
Söndüremeyin köz bıraktığım tüm yangınlarımı körükleyen yel ,
Karanlığıma ışıyan ; cılız,titrek mumu söndüren nefes senmişsin …
Senmişsin kucak kucak mutluluğu armağan eden yokluğuna ,
Göz menzilinde barındığım vakit gülüşünü idam eden senmişsin …
Salkım salkım sevda sarkan bağdan , bana nasip olmayan senmişsin ..
“Oysa /göz/ hakkımdın be sevgili …”
Ceketini almadan çık ayazlara
Eldivensiz oyna kartopunu
Yırtık ayakkabı uçlarıyla koştur sokaklarda
Şemsiyesiz ıslan sağanaklarımda
Yokuş aşağı yuvarlanan topun peşinden koş bir kez ..
“Yerden yüksek”te tut aşkı ..
Sargı ol kolum,kanadıma ! ve anla ..
“Hayır yok gökkubbeye tutunamayan yıldızlardan ..”
Elini taşın altına koy ..
Dilimde tüy bitiren yakarışları duy ,
Rabbe açtığım ellerimi tut .. Uzun yolun yarınsında yoruldum deyip pes eden senmişsin ... Seni dert eden benmişim,
Beni terk eden senmişsin.
Bahara serpilen kış senmişsin ;
''Bismillahirrahmanhirrahim'' diyerek başlayalım :)
'Hakkımda' bölümünde de yinelediğim gibi kalemime hakim olabildiğimce yazıyorum .
Blog açma konusu bayadır aklımdaydı ve o gün bugünmüş . ''Neden blog? ''derseniz şöyle açıklayacağım;
İnternet üzerinden yazan bir çok arkadaşımız Facebook'ta kendi adıyla sayfa açıp yazdığı deneme ve şiirleri burada yayınlıyor ve belli bir 'hayran(!)' kitlesi oluşturuyorlar . Tabii ki yazının kalitesiyle değil başka değerlere bağlı olarak artıyor bu hayran kitlesi :) Neyse fazla uzatmayacağım velhasıl kelam buradayım vaktim oldukça .
Kendi yazdığım,yorumlanan yahut yorumlanmayan şiir,yazı ve denemelerimi paylaşacağım.Çok beğendiğim ve bana ait olmayan şiirleri de tabi . Selametle ...